KAZANCI HABER (... Bir Haberden Daha Fazlası ...)
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM FORUM
KAZANCILI YALNIZ NİNELER ANISINA - (4)

KAZANCILI YALNIZ NİNELER ANISINA - (4)

Tarih 03 Ocak 2023, 14:12 Editör Kazancı Haber

Bir zamanlar, Kazancı Nahiyesinde (Beldesi) yaşamış olan, nur yüzlü ve tatlı sözlü, hayatın çilelerini, acılarını, elem ve zorluklarını yüzlerinde çizgiler şeklinde taşıyan, yalnız ve yaşlı nineler anısına özet bilgiler vermeye devam ediyoruz.

ERMENEKLİ GARI :
Ermenek ilçesinden Kazancı Yukarı mahalleye gelin gelmiş olan Ermenekli Garı, bir dönem Kazancı ve çevre köylerinde saygınlığı olan, bilge insan Hafız Mehmet Efendinin ikinci hanımıdır. Hafız Efendinin ilk hanımından olan çocukları Ahmet Efendi ve Hacı Muhtar ile diğer çocuklarıdır. Ermenekli Garıdan olan çocukları Abdullah Erdem, Hüseyin Erdem ve Halepli Mehmet (Erdem) ile diğer çocuklarıdır.

Hafız Mehmet Efendi 1930’lu yılların sonlarında vefat edince ninemiz küçük çocuklarıyla birlikte dul kalmış ve büyük bir hayat mücadelesine girişmiştir. Merhum Polis Şefi Hüseyin ERDEM dayımızın yıllar boyunca bize anlattığı hatıraları, yaşanan zorluklar, annelerinin fedakarlıkları ve çabaları ile doluydu. Bu zorlu çocukluk ve eğitim yıllarında büyük abileri Hacı Muhtar, Ahmet Efendi ve Mustafa Efendilerin yarımları ve destekleri çok önemliymiş.

Çocukluk yıllarımızda, Ermenekli ninemizin büyük oğlu Halepli Mehmet (Erdem) emmi ve ailesi bizim karşı komşumuz olduğu için bu ninemiz oğlunun evine geldiği günler kendisini görürdük. Oğlunun ahşaptan ve dik merdüveni çıkışı ve inişi izlemeye değerdi. Çıkışta, iki ayağını ilk basamağa basar, ellerini üst basamaktan tutar ve ağır ağır, emniyetli şekilde yukarı çıkardı. İnişte de aynı dikkatli ve emniyetli tedbirlerle iner ve evine giderdi.

Bir keresinde evine gittiğimi hatırlıyorum. Hafız Efendinin manzaralı, Ermenek ilçesini karşıdan gören, ahşap işlemeleri ve doğraması sanat eseri gibi olan evinin giriş katında bir odada kalıyordu. Üst kata çıkmadığı belliydi. Fakat, zamanla pencereye gelip özlemini çektiği Ermenek yönünü seyrettiğini tahmin edebiliyorduk.

BUCAKLI ALİME GARI ;
Bu ninemiz merkez mahalleden Tebdilavanın (Tekaütler) kardeşi olup, Bucak mahallesine gelin gitmiştir. Alime Velisinin (Bulut) anasıdır. Torunları Mehmet, Abdullah, Ahmet ve Fatma Bulut (Torcu) kardeşlerdir.

Ninemizin baskın ve etkili kişiliği sonucu oğlu Veli anasını lakap olarak almıştır. Kazancılı, son obacı kızlardan merhum Fatma Torcu (Bulut) teyzemiz Ankara’daki sohbetlerimizde, babaannesi ve annesinin kendisini yedi yaşında obaya gönderdiklerini ve aile büyüklerinin çabalarını, disiplinini anlatmıştı.

Fatma teyze, obada bir gece üzüntülü rüya görmüş ve sabah olunca kötü bir şey olduğunu düşünerek, ben köye gideceğim diye tutturmuş. Kedisinin emanet edildiği büyük obacı ablaları güçlükle razı olmuşlar ve köye tek başına gitmesine izin vermişler.

Karakovalık boğazından korkmadan geçen teyzemiz, Çömlekci düzüne geldiğinde karşısından bir köylü gelir. Kazancı da bir olay varmı diye sorar. Aldığı cevap “Yukarı mahallede Şerifenin Omarın karısı (Uyur Garı kızı) pekmez toprağı (çakıllı ak gayrak toprak) kazmak için gittiği Topaktaş civarında üzerine göçük oldu ve öldü” şeklindedir.

Ölen kadın çok sevdiği öz teyzesidir ve bu haberi alınca yere oturur bir müddet hiç kıpırdamadan yer bakıp ağlar, sonra yoluna devam eder. Bu acılı olay hayatı boyunca hiç aklından çıkmayan bir sızı olarak kalbinde durmaktadır.

Kıtlık yılları, kalabalık aileler, çoğu kadının kocası yok, geçim derdindeydi, mısır kocanı ezilerek ekmek yapılan yıllar bir çok ailenin geçmişinde yeri almıştır.

YETER GARI ; Kazancı Merkez mahalleli eski muhtarlardan Gözel Hüseyin (Güzel)’in ikinci eşidir. Bu ninemiz ilk önce Gökceler mahallesinden Keçebaş lakaplı kişiyle evlenmiş ondan ünlü düşünürümüz (flozof lakaplı) taş duvar ustası Abdullah Pilatin olmuştur.

Bu kişiden ayrılan ninemiz ikinci olarak muhtar Hüseyin Güzel ile evlenmiş olup, eğitim ve meslek öncülerimizden merhum Mehmet ve Hasan Ali Güzel beylerin annesidir.

Bu ninemizin ilk eşinden olan oğlu Platin emmimiz çok değişik bir kişiliktir. Gençliğinde gurbetlere giderek işçilik yapmıştır. Bir limanda çalışırken yurt dışına sefere çıkacak olan bir gemiye gizlenir ve denize açılır. Mısır yakınlarından Kızıldenize (Hint Okyanusu) çıkarken kaçak fark edilir. Hemen gemiden indirilir ve karaya bırakılır.

Pilatin emminin hayatında yer alan bu bölümler tam bir bilinmeyenler zinciridir. Yaşananları tam olarak hiçbir zaman anlatmadığı konuşulur olduğundan farklı hikayeler anlatılırdı. Gemide fark edildiği yerin Cebelitarık boğazı (Atlas okyanusuna açılan) olduğu bilinirdi.

Mısır topraklarında kalan kaçak yolcu geri dönecek yol ve imkan bulamaz. Aylar sonra başkente (Kahire) ulaşır ve Türk Elçiliğine sığınır. Elçilik yardımıyla ülkeye dönebildiği anlatılırdı.

DUNBUL GARI (NENE TOMBUL) : Yukarı mahalleden, Filistin ve Kurtuluş Savaşı gazisi, 1940’lı yıllarda Kazancı muhtarlarının değişmeyen Azası (İhtiyar Heyeti üyesi) Dunbul Mehmet Efendi olan ve Nene Garı ismiyle de anılan ninemiz (benim anneannem olmaktadır) Akmanastır köyünden gelin gelmiştir.

Kocası Filistin cephesine sefere tertip edildiğinde 3 çocukla kalmış, yıllar sonra eve dönen kocası, savaş tecrübesi olduğu için hemen Kurtuluş Savaşı cephelerine gönderilince yine uzun yıllar çocuklarına analık ve babalık yapmak zorunda kalmıştır.

Kocası savaş sonrası uzun süre eve dönememiş, kayıp olabileceği söylentileri dolaşmış, nihayet bir gün geri dönmüş, yeni çocukları olmuş, nihayet, eşi 1951 yılında vefat edince kalan yine uzun yılları yalnız yaşamak zorunda kalarak, 1973 yılında bu dünyadan göçüp gitmiştir.

Anneannemin çocukluğumuzda bize anlatımlarına göre, kendi çocukluğunda fakir bir ailesi vardı. Zamanın Anamur Beyi olan Hacaliefendi ailesi hizmetine girmişler ve bir dönem kışları Ortaköy (Anamur) Beyler konağında geçirmişler. Genç kız olduğu yıllar, baharda beylerin ekibiyle Kırkkuyu- Sarıova yaylalarına çıkarlarmış.

Çocukluğumda (1961-1962 yaz mevsimi) doomin erik- üzüm ve sebze satmak için babam İhsan Sözen ile Sarıova yaylası batısındaki kuyu başına (su almak ve hayvan sulamak için kuyu başına gelenlere satış ) gittiğimizi anlatmıştım.

Kendisinin gençlik yıllarında bu kuyundan beylerin sürülerini suladıklarını ve arkadaşlarıyla güreş tuttuklarını anlatmıştı.

Yine Ermenek’te yaşamış olan büyük halam Fatma ninenin ortaokul yıllarımda bana anlattıklarına göre, kendisi genç kızken obaya gidermiş. Yaz mevsimi obadan köye öğle saatlerinde ayranla gelirler, bu ayranı Göğestos’ta ekin biçen ailesine ulaştırır, ikindi vakti köye döner ve akşam üstü obaya çıkarlarmış.

Şimdilerde bu mesafeyi bir günlük zaman diliminde genç kızlara yürütmeye kalksak netice almak mümkün olmayacaktır.

Fatma halam, genç kızlığında, bir yaz (Temmuz) günü obadan köye geldiğinde, Akmanastır köyünden, karşı komşuları olan Dunbullara bir gelin geldiğini duyar. Şu geline bir bakayım diyerek komşu merdüveni çıkar, karanlık Araboğaza (koridor veya sofa) girer, yan odalara bakarak ilerler. Sessizlik hakimdir. Belli ki, ev halkı sahil tarlaya ekine gitmiş, fakat, yeni gelin nerede olabilir diye düşünür.

Derin dehliz araboğazın sonunda bir kapı açıktır. Yavaşca kafasını uzatarak içeri baktığında yeni gelin odanın ortasında oturmuş, gelin gibisi fazla olacak “ gelin gibi süzülmekte” yere bakmaktadır.

Halamı gören yeni gelin, kızım bana bir su getirir misin ? der. O yıllarda çeşme yoktur. Kullanacak su geğirmen başı (geysilik yanı) arığından bakır helkelerle getirilmektedir.

Yeni gelin dışarı çıkamıyor, suyu getiremiyor, fakat akşama ekinden dönen aileye bir yemek pişirmek zorunda hissediyor. Fatma halam helkeleri kaptığı gibi arığa koşar suyu getirir, evine dönerek obadan getirdiği ayran yannığını (hayvan derisinden tuluk, yannık gibi taşıma aparatı vardı) sırtlayarak Şedpelidi tarlasında ekin biçen ailesine ulaştırmak için yollara düşer.

Halam, yolda yürüken, yeni gelinin ay parçası kadar duru bir güzelliği olduğunu, bu güzel kızı nasıl başka bir köye gelin verdiklerini, düşünerek adım attığını anlatmıştı.

Nüfus kütüğü kayıtlarına göre, ismi Ayşe olan, Abdulkerim-Havva kışı, 1891 Akmanastır köyü doğumlu olan Nene garının evlilik tarihi kaydı yoktur. Fakat, ilk çocuğu olan Osman dayımın doğumunun 1909 tarihi olduğu dikkate alındığında çok genç yaşta evlendirildiği anlaşılmaktadır.

Dunbul Garı (Nene ) da, aynı Süttük Garı gibi bir doğum uzmanı, bir sağlık memuru gibi olduğu bilinir. Mahalleden çok sayıda çocuğun ebesi olmuştur. Kuşağında çeşitli maddelerden yapılmış bir melhem çıkısı olurdu. Bir yerinde yara çıkanlar, ayarlananlar ona gelir ve melhem (merhem) sürdürürlerdi.

Ayrıca, boğazı, bademcikleri üşütmeden şişenler ona gelir boğazını elleriyle dıştan sıvazlayarak “gırklama“ işlemi yaptırırlardı. Şişer boyun (boğaz) sıvazlanırken dualar okurdu. Gırklama sonunda çıkısında taşıdığı deve yününden “yapağı” denilen kalın bir parça ile boğazı sarar, iyileşince bu yapağıyı geri alırdı.

Çocukluğumuzda anneannemiz Nene garı sandığından bir takım kağıtlar çıkarmış ve okunmasını istemişti. Yazılar eski (arapça) yazı ve başka dillerden yazılardı. Dedemiz Filistin cephesinde Kahire esir kaplarında kalmıştı.

Bir çok sanatla birlikte ayakkabı dikmek ve tamirinde ustaymış. Kampta bu mesleği icra ederek para toplamış. Esir değişiminde bu Avrupa paralarını altına çevirmiş, yanında getirmiş ve birkaç tarla satın almış. Sandıktan çıkar kağıtların bazısı bu İngiliz paralarıymış ve geçerliliği yoktu.

Dunbul Nene Garı ve eşi Gazi Mülazımsani (Üsteğmen) Mehmet Efendi o kadar aydın ve yenilikçi insanlarmış ki, kızları olan annem ve teyzem dahil tüm çocuklarını 1935 yılından itibaren 5 yıla çıkmış olan ilkokula göndererek okur-yazar olmasını sağlamışlar. Allah hepsinden razı olsun. Mekanları cennet olsun.

BUCAKLI YÖRÜK EMİNESİ GARI :
Anamur Malaklar köyünden, eşi Süleyman ile birlikte, Kazancı Nahiyesi, Bucak mahallesine göçüp yerleşmişler. Bir müddet sonra eşi Süleyman “ben buralarda yaşayamayacağım“ diyerek Malaklar köyüne dönmek ister. Eşi Emine kabul etmeyince kocası tek başına döner ve Emine kadın 5 çocuğuyla mahallede kalarak bir mücadeleye girer. Eşi Anamur’da kendisine yeni bir hayat kurar.

Çocukları, komşuları ve torunlarının anlattıklarına göre, Yörük Eminesi garı çiftçilik, çobanlık, ev ve el hizmetleri dahil her işi yaparak çocuklarını büyütür ve evlendirir.

Kızlarından biri olan Fatma, bizimle birlikte1961 yıllarında Kazancı İlkokulu öğrencisiydi. Bu yıllarda okulda oynanan bir piyeste Zeynep ismiyle bir rol üstlenmişti.

Yörük Eminesi, bitmek tükenmek bilmeyen gücü ve çalışma hırsı, iş bilirliği, yardımseverliği ve samimiyetiyle çevrede büyük bir saygınlık kazanmıştır. Mahallede geniş bağ bahçeler, araziler edinmiş olup, mahalle camisi arsası bile çocukları tarafından bağışlanmıştır.

Yörük Eminesi, çocuklarına vasiyet olarak, vefat ettiği zaman, çocukluğunda yazları çıktıkları Kervan Alanı yaylasının mezarlığına defnedilmesini istemiştir. Gün gelmiş emir vaki olmuş ve her ninemiz gibi Yörük Eminesi de hakkın rahmetine kavuşmuş, cenazesi vasiyetine uygun olarak Kervan Alanı yaylasına defnedilmiştir.

Ninemizin bu kararı (vasiyeti) verirken, aklından geçenleri, beyninde neler düşündüğü, kalbi duygularının neler olduğu hususlarını bilemiyoruz. İnsanları, birlikte yaşarken, çalışırken, konuşurken, okurken gözlerken ve izlerken çok yönlü olarak tanımak mümkündür. Fakat alından geçenleri okumak mümkün olamaz.

*********************************************************

Bu konuda, önceden yayınladığımız bir olaya değinelim.

Bilindiği üzere, 2. Dünya Savaşında Kırım Türkleri Almanları tuttuğu için zalim Rus Başkanı Stalin tarafından soykırıma tabi tutulmuştur.

Binlerce Türk kurşuna dizilmiş, yüz binlercesi Sibirya ölüm sürdüğüne gönderilmiş, az sayıda kişi batı ülkelerine kaçmıştır. Batıya kaçanlardan Paris’te yaşayan bir Türk sıla hasretiyle yanıp tutuşuyor.

Duygularını "Ne Bilecekler" isimli bir şiire döküyor.

Bir sabah, Sen Nehrinde cesedi bulunuyor. Cebinden bu şiir çıkıyor.
Şimdi bu şiiri okuyarak insanların beyninde neler olduğunun asla bilinemeyeceği olgusunu hatırlamış olalım.

NE BİLECEKLER ?
Bu kent, her şeyiyle bana yabancı
Caddeler, binalar, bütün insanlar
Öyle hasretim ki, ezan sesine
Ararım çevremde minare, cami
Lakin, takılırım çan kulesine
Her semtin muhteşem kilisesine

Yad el elemleri sarar içimi
Yurdum uzaklarda, buradan çok uzak
Her mevsim güneşli, masmavi göklü
Camili, kubbeli, kümbetli, köklü
Ozanlı, Garipli, kervansaraylı
Hele, insanları, Alpli, Giraylı

Yok haber onlardan, baba evinden
Bu yüzdendir halim kopuk bir yaprak
Her şey çok uzakta, benden çok uzak
Gözlerim daima engine dalar
İsterim ki, her an Anayurdumda
Dağları dumanlı, yaşlı Kırım’da.

Duvarında mavzer ve Kuran olan
Ata ocağında, bizim konakta
Bir bakır sinili sofra başında
İftar beklenilsin, dua edilsin
Ve sessiz sedasız yemek yenilsin
Sonra, şadırvanda abdest alınıp
Hep birlikte Teraviye gidilsin

Uyansam her sabah Ezan sesiyle
Görsem Ayşecik’i su testisiyle
Ninemi yaşmakla namaz kılarken
Dinlesem dedemi, Kuran okurken
Başımı huşuyla yastığa koysam
Sonra toparlanıp yola koyulsam

Yahut, günün şavkı vururken camdan
Heybetli sesiyle çağırsa babam
Annem de “kalk yavrum, aslanım” dese
Tutup elleriyle omuzlarımdan, sarılsa öpse..

Bir karakış vakti Sen kıyısında
Kafamın içinde “ Türklük Ülküsü”
Böyle göçeceğim ebediyete
Donmuş cesedimi bulup çöpçüler
Defnedilmek üzere götürecekler
Kimim ben ve ne düşünürüm?
Ne bilecekler ?..

AÇIKLAMA : 2. Dünya Savaşı sonrası ve 1947 kışında Paris şehrinde Sen Nehri kıyısında bir ceset bulunur, üzerinde çıkan evraklardan bu cesedin Kırım Türklerinden birine ait olduğu anlaşılmıştır.

Kırım Türkleri 2. Dünya Savaşı sonrası Stalin tarafından acı bir soykırıma maruz bırakılmıştır.
Almanlarla işbirliği yaptıkları gerekçesiyle erkekler kurşuna dizilir. Diğer nüfus topluca Doğu Sibirya’ya sürgüne gönderilir. Trenle yapılan bu yolculukta çoğunluk donarak ölecektir.

İşte bu yok ediliş esnasında bazı Kırım Türkleri, Batı Avrupa’ya kaçarak muhtelif ülkelere sığınmışlar. Fakat, yad ellerde hayatı sürdürmek kolay olmayacaktır.

Nehir kıyısında bulunan bu meçhul Kırımlı da kaçaklardan biri olmalı..

ozanın dediği gibi
“ Belki uzaklara düşer yolumuz, Belki oralarda kalır ölümüz “

mısralarını doğrularcasına gurbeti tüm zorluklarıyla ve özlemleriyle yaşamış, Türklük Ülküsünü terletmemiş ve kafasındaki bu bilgilerle nehre atlayarak hayatına son vermiştir.

Cebinden çıkan şiirlerden biride bu şiirdir.
Bu şiirler, 1971 yılında, Ankara da Kırım Türklerinin yayınladığı “ EMEL “ dergisinde yayınlanmıştır. Bu dergiyi bulmak mümkün olmamıştır.

Yolu gurbete düşen ve oralarda kalanlara “ Rahmetler “ diliyoruz…

Tüm Yalnız Ninelerimize Allah’dan sonsuz rahmetler dileriz. Mekanları cennet olsun.

(Devam Edecek…)
Yazan-Derleyen : Av. Naci SÖZEN,
11 Aralık 2022

Bu haber 190 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

Tarih ve Kültürümüz

KAZANCI EFSANELERİ - 1

KAZANCI EFSANELERİ - 1 İNSANIMIZ, DİLİMİZ, KÜLTÜRÜMÜZ –(8) Serimizin konusu "KAZANCI EFSANELERİ" ( Geçmişten Günümüze Kazancı Efsan...

KAZANCILI EĞİTİM ÖNCÜLERİMİZ - 2

KAZANCILI EĞİTİM ÖNCÜLERİMİZ - 2 KAZANCILI EĞİTİM VE MESLEK ÖNCÜLERİMİZDEN ZİRAATCİ İBRAHİM TAŞTEKİN HATIRINA

ANKET

Alanya İl olursa Kazancı bağlansın mı




Tüm Anketler

ERMENEKLİYE NERELERDE RASTLADIM ? – (8)28 Ocak 2023

HABER ARA


Gelişmiş Arama

© 1999 - 2023 Kazancı Haber Sitesindeki yazı, içerik ve fotoğraflar izinsiz asla kullanılmaz. Haber ve yorumlar sahiplerine ait olup, sitemiz bu konuda herhangi bir sorumluluk kabul etmez.

RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi