KAZANCI HABER (... Bir Haberden Daha Fazlası ...)
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM FORUM
KAZANCILI YALNIZ  NİNELER ANISINA –(2)

KAZANCILI YALNIZ NİNELER ANISINA –(2)

Tarih 05 Aralık 2022, 14:04 Editör Kazancı Haber

Kazancı Nahiyesinde (Beldesi), bir zamanlar yaşamış olan, çoğu yalnız yaşayan, kendileri ve hayat ile barışık, nur yüzlü ve tatlı sözlü çok yaşlı nineleri (Garılar) anısına, özet bilgiler sunmaya devam ediyoruz.

NAVAĞALI GARI :
Yukarı mahallede yaşamış olan ninemiz lakabından anlaşıldığına göre Navağı Bogazındaki köylerin birinden gelin gelmiştir. Ermenek ilçesinin batı yönündeki bölgeye (Başyayla, Sarıveliler, Göktepe gibi) Navağı Boğazı denmektedir. Geçmiş yüzyılda bu bölgede Navahi isminde bir kasaba varmış. Tarihi belgelerde ve Osmanlı salnamelerinde bu kasabanın nüfusu, mal varlığı ve idaresi konularında bilgiler yer almaktadır.

Navağalı Garı, bizim çocukluğumuzda, caminin çevresindeki bir binanın zemin katında, kapısı sokağa açılan tek odalı bir evde yaşıyordu. Yoldan geçerken, kapısı açık olursa evin içine bakar, ilk yazımızda tanımladığımız ninelerin tek odalı evlerinin tüm özelliklerini taşıdığını görürdük.

Kendi halinde ve sakin bir hayat yaşamakta olan ninemizin, güçlü yıllarında ve güçlü olduğu dönemlerde çak çalışkan, lider davranışları olan, neşeli ve türküler söyleyecek kadar duygulu ve coşkulu bir bayan olduğunu büyüklerimizden çok dinlemiştik. Bu ninemiz kasabada en iyi ”orak oynatan” ekin biçiciymiş. Orak Oynatma, ellere takılan ahşaptan yapılmış “ ellikler” ile gurup halinde ve tempolu olarak, bir yarış şeklinde ekin biçilmesi olayına verilen isimdir. Navağalı Garı, en iyi orak oynatan, lider tipli ekinci (biçici) olduğu için her zaman ekincilerin baş sırasında “deste başı denirmiş” geçermiş. Deste başı orak oynatmanın hızını, yönünü, şeklini ve nerede durulacağını gidişi ile tayin eden biçicidir. Diğer ekinciler deste başını göz ucuyla takip etmek ve biçim hızına uymak zorundadır. Hızlı ekinci olmayanlar ve acemiler bu biçime uyamadıkları için guruba katılmak istemezlermiş.

Navağalı Garı, deste başı olarak ekincilerin başında yer almasının yanında, gün boyu, hareketli, duygulu ve düşündüren, ekincileri coşturan türküler söylemesiyle de ün salmış bir ekinciymiş. Hatta, onun ekin biçtiği tarlaya komşu olan diğer tarlalardaki ekinciler bu ninemizin türkülerini dinlemek için sabırsızlanırlarmış.
Navağalı Garının türkü söylediği bir zamanda duyduğum ve aklımda kalan dörtlük şöyleydi ;

Yekte yavrum yekte,
Bastırmalar küpte,
Ne olursa, olsun,
Delikanlılıkta..
satırlar şeklindeydi.

ŞAHASAN AYŞASI GARI ;
Merkez mahallede, Şahasan (Şıh Hasan) oğlu Hüseyin’in kızı olarak 1902 yılında doğan ninemiz 2007 yılında vefat etmiştir.105 yıl yaşamıştır. Ninemiz, 1984 yılında akciğer kanserinden ölmüş olan Süleyman Arıcı’nın eşidir.

Ninemiz bu uzun ömrü boyunca torununun torununu görmüş bir büyük büyük annedir. Torununun oğlu olan kazancıhaber sitemizin yöneticisi Hasan Köksoy kardeşimizin arşivinden ve anlatımından öğrendiğimize göre, hayatı boyunca hiç doktora gitmemiş, her zaman organik besinlerle beslenmiş, şifalı otları, meyveleri ve sebzeleri çok iyi bilen ve sürekli kullanan bir nineymiş.

Bir dini bayram tatilinde Kazancı’da olduğum güneşli bir bahar günü, ninemizin tek çocuğu (kızı) olan Fatma teyzenin (Köksoy) evinin önünde taş duvara yaslanmış, tek başına güneşlemekte olan çok yaşlı bir bayan görmüş ve hal hatır sormak için yanına yaklaşmıştım.
Başını önüne eğmiş sanki yerden bir şeyler arar gibiydi. Benim sesimi duyunca bakmak için kafasını kaldırdığında, gözlerinin ışığının sönmüş olduğu, sadece göz pınarlarının ışıldadığı, görme yetisinin kaybolmuş olduğu anlaşılıyordu.

Ninemiz bilgili, iyiliksever, çevresindeki genç kızlara nasihat eder, faydalı besinler yemelerini söylermiş.
Varlıklı ve bilge bir aileden gelmiş olmanın güvenini ve gururunu taşırmış. Nitekim, sosyal yardımlar çıktığında kendisine maaş bağlamak için başvuru yapalım teklifine “ben Şahasan Hüseyin ağanın kızıyım, yardım alırsam el alem bana ne der, ayıp değil mi” diyerek teklifi reddetmiştir.

Ninemiz, bana kim ve kimlerden olduğumu sordu. Anlayacağı şekilde kendimi tanıttım. Benim sorularıma cevap olarak “şu Fatma’nın anasıyım, bana Şahasan Ayşası derler, beni güneşle diye buraya oturttular, güneşlerim” diye cevap vermişti.
Benimle konuşmasının çok hoşuna gittiği belli oluyordu. Sorularımı anlıyor ve çok mantıklı cevaplar veriyordu. Ölüm tarihini öğrendiğimde bu konuşmamızı ninemizin yüz yaşının üzerindeyken yapılmış olduğunu anlamıştım.

Şahasan Ayşası Garı, torununun oğlu Hasan ile yaptığı uzun sohbetlerde hayatının tüm ayrıntılarını anlatmış olup, şikayetçi olduğu hususlardan da bahsetmiştir.
Bu şikayetlerinin başında kızı Fatma teyzenin kocası Süleyman (Köksoy) tarafından obaya giderken zorla kaçırılmış olması, eşi Süleyman’ın sigara içmesi ve zaman içinde insanların olumsuz yönde değişmiş olmasıymış.

Şahasan Garınin, torununa anlatımlarında, son yıllarında sohbet etiğini, anılarını ve dertlerini paylaştığı, dertleştiği yaşıtları ve komşuları olan Asiye Garı, Adike Garı, Sırma Garı, Eşminin Şerif Garı, Gilik Garı, Kabış Garı ve Saka Garı gibi isimleri saydığını okuyunca, listemizde yer almayan nice ninemizin bu dünyadan gelip geçtiğini öğreniyoruz.

Ninemizle sohbetimizde kendisine anlattığım eşiyle ilgili bir anıdan bahsetmeliyim. Konya’da görevli olduğum 1978 yıllarında kasabamızdan, beyin kanaması gibi hastalık nedeniyle Konya Devlet hastanesinde uzun süre tedavi gören ve ziyaretlerine gittiğimiz komşu ve akrabalar yatmıştı.
Bu ziyaretlerin birinde . Ermenek Ortaokulundan sınıf arkadaşım olan bir görevli diğer serviste bir Kazancılı daha yattığını söyleyince bu hastayı da ziyaret etmiştim. Bu hasta kendisini ilk defa yakından gördüğüm Süleyman Arıcı idi. Ziyaretçisi yoktu ve bizim gelişimizi büyük bir mutlulukla karşıladı. Bazı komşu ve akrabalarının Konya’dan geçerek başka şehirlere çalışmaya gittiklerini ve hastaneye uğramadıklarını üzüntüyle anlatmıştı. Hatta, ziyaretimizin sonunda, bana “Naci efendi, ben burada ölürsem ölümü buralarda koymasınlar, köyüme götürüp atalarımın yanına koysunlar" dediğini için sızlayarak hatırlıyorum.

Sözün özü, Sahaşan Ayşası Garı ve kocası Süleyman amcayı ilk ve son görüşlerimim böylece gerçekleşmiş oluyor.
Hayat kısa, dünya yalan, her şeyde demeyelim “felan, golan, feşmagan”, sevdiklerimize sevdiğimizi söylemek için hiç beklemeyelim, hemen söyleyelim. Çünkü, bir gün, hatta, bir saat sonrası çooook geç olabilir.

GÜSSÜN GARI :
Tepecik mahallesinde yaşamış olan ninemiz bu mahalleden Ahmet Koçak eşidir. Çok çalışkan ve becerikli bir bayanmış. Son yıllarını tek başına geçirmiştir.

TIKIDA GARI :
Merkez mahallede yaşamış, renkli kişiliği olan, hareketli, konuşkan ve neşeli bir ninemizdi. Kendisiyle tarla komşusu olduğumuzdan birkaç kez konuşmamız olduğunu hatırlıyorum.
Bir sohbette, Karacaçayırı mevkisinde bir tarlada ekin biçtiğini, tarlanın başında bir pınar olduğunu anlattı. Hatta, pınarın suyunu överken “pınarın öyle güzel bir suyu var, başına otur, çöz azığını, ye ekmeği, iç suyu, katık felan istemez” demişti.

Ninemize göre, kuru ekmek ve su yeterli oluyordu. Bu tanımlamayı hiç unutmadım ve sularımızı anlatırken çok kere örnek olarak göstermişimdir.

Bu ninemizin şakacı kişiliğinden olacak hakkında bir mani bile yazılmıştır. Bu mani şöyledir ;
Tık, tık, tıkıda,
Pekmez olmuş akıda,
Üşüttüysen, hastaysan,
Git doktura bakıda..
şeklindedir.

Doktora bakıtmak, muayene olmak anlamına kullanılmaktadır. Akıda ise pekmezin koyulaşmış haline denir.

ÇAVUŞLU GARI :
Yukarı mahallede yaşamış olan ve çocukluğumuzda sürekli olarak sokaklarda gördüğümüz, Çavuş köyünden gelin geldiği anlaşılan bu ninemizin ne zaman hangi aileye gelin geldiği, kimlerin ailesinden olduğu, nasıl yaşadığı bilinmiyordu.

Bizim tespitlerimiz yalnız yaşadığı ve hali vakti iyi olan ailelere yardımcı olduğu, yardımcılık yaptığı şeklindedir.

Günün birinde bu ninemizi caminin önünde, çevresindekilere bir şeyler anlatıyordu. Yaklaştığımda yüzünün bir tarafında derin yaralar oluştuğunu gördüm. Çok acı çektiği ve halen çekmekte olduğu anlaşılıyordu.

Anlattıklarından duyabildiğim, kendisi sokakta yürürken, yanından hızla geçen odun yüklü bir hayvanın (at) üzerindeki odun parçalarının yüzüne çarptığı ve görünen hale getirdiğini şeklindeydi.
Ninemiz, büyük acısını ve kadersizliğini anlatmak için “ bir hayvan bile benim sokaklarda dolaşmamı çok gördü” diye bağırıyordu.

Bu yalnız ninemizde, veda günü geldi ve sonsuzluğa, acılarıyla, kahırlarıyla ve sırlarıyla birlikte göçüp gitti.

Tüm Yalnız Ninelerimize Allah’dan sonsuz rahmetler dileriz. Mekanları cennet olsun.
(Devam Edecek…)

Yazan-Derleyen : Av. Naci SÖZEN , 04 Aralık 2022

Bu haber 187 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

Tarih ve Kültürümüz

KAZANCI EFSANELERİ - 1

KAZANCI EFSANELERİ - 1 İNSANIMIZ, DİLİMİZ, KÜLTÜRÜMÜZ –(8) Serimizin konusu "KAZANCI EFSANELERİ" ( Geçmişten Günümüze Kazancı Efsan...

KAZANCILI EĞİTİM ÖNCÜLERİMİZ - 2

KAZANCILI EĞİTİM ÖNCÜLERİMİZ - 2 KAZANCILI EĞİTİM VE MESLEK ÖNCÜLERİMİZDEN ZİRAATCİ İBRAHİM TAŞTEKİN HATIRINA

ANKET

Alanya İl olursa Kazancı bağlansın mı




Tüm Anketler

ERMENEKLİYE NERELERDE RASTLADIM ? – (8)28 Ocak 2023

HABER ARA


Gelişmiş Arama

© 1999 - 2023 Kazancı Haber Sitesindeki yazı, içerik ve fotoğraflar izinsiz asla kullanılmaz. Haber ve yorumlar sahiplerine ait olup, sitemiz bu konuda herhangi bir sorumluluk kabul etmez.

RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi