Kazancı Beldesi
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM FORUM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

ANKET

Kasabamızda Tarım ve Çiftçilerin en önemli sorunları nedir?













Tüm Anketler

DUVARDAKİ  TÜFEK  KİMİN  OLACAK ?

DUVARDAKİ TÜFEK KİMİN OLACAK ?

Tarih 27 Mayıs 2020, 22:34 Editör Naci Sözen

KAZANCI HİKAYELERİ

DUVARDAKİ TÜFEK KİMİN OLACAK ? Kazancı Hikayeleri serisinde 13. hikayeyi sunuyoruz. Bir zamanlar, yani bundan yaklaşık iki asır önce, Kazancılı “ Azim Hocalar “ adıyla bilinen sülaleye mensup, Hoca Mehmet Efendi adında bir kişi vardı. Çok çalışkan ve varlıklı aileler arasında sayılan bu kişi, bölgedeki modaya uyarak pahalı bir tüfek satın almıştı. Bilindiği üzere, Köroğlu’nun deyişlerinde, şikayet ederek dertlendiği bir durum olan “tüfeğin icat olması ve mertliğin bozulması” olayı sonrasında, tüfek, Anadolu’da hızla yayılmıştır. Bu modaya uyan Taşeli’nin varlıklı insanları, ağaları, beyleri, sürü ve mal sahipleri, düşmanı olanlar ve dağlarda yaşamak zorunda olanlar silahlanmaya başlamışlardı. Bu dönemlerde, tüfeği olmak, şimdilerde, evinin önünde traktörü ve arabası olmak gibi fark yaratıyordu. Tüfek almakla yetmiyor, markası, atış mesafesi, sesi, yapıldığı madde ve maden kısımlarının altın, gümüş ve sedef oluşu da önem taşıyordu. Tüfek satın alanlar, bu değerli mallarını evdeyken, yataklarının başucuna asarlar, ev dışında, omuzlarında taşırlardı. İşte, hikayemizin kahramanı, Hoca Mehmet Efendi de tüfeğini yıllarca taşımış ve gerektiğinde kullanmıştı. Dört kızı olan bu kişi, ileri yaşlara geldiğinde, kızlarını evlendirmiş ve işlerini yavaşlatmıştı. Mehmet Efendi, gün gelir hastalanır ve tüfeği başucunda asılı olarak yataklara düşer. Damatları, sabahları işlerine giderken, kapıdan kafalarını uzatarak “ emmi bu gün nasılsın?” diye hatır sorarlar ve alacakları cevaptan sonra ayrılırlarmış. O zamanlar, damatlar (Güveyiler), kayın pederlerine “ emmi “ derlerdi. Bu hitap, köylerde halen kullanılmaktadır. Günlerin birinde, bir arkadaşı, hasta ziyaretine gelmiş ve karşılıklı konuşmaktadırlar. Bu sırada, damatlardan biri, yine kapıdan kafasını uzatarak hatır sorar ve ayrılır. Mehmet Efendi, arkadaşına hitaben “ benim damatlar böyle kapıya gelince, benim iyileşmemi dilediklerini sanma, onlar benim ne zaman öleceğimi öğrenmek için gelirler” deyiverir. Hasta ağırlaşmış ve konuşma, duyma ve düşünme yeteneklerini kaybetmiştir. Bu ağırlaşma sonrası, en büyük damat ve en küçük damat birlikte hastanın başucunda buluşmuşlardır. Hastanın kendilerini duymadığını ve cevap veremediğini görünce, kendi aralarında konuşmaya başlarlar. Malların idaresi, iş bölümü ve paylaşım esaslar ile zamanı konuşulur. Bu sırada, küçük damadın gözü, duvardaki tüfeğe çarpar ve “ ağa, diğer konular neyse, şu tüfeği kim alacak? “ der. Tüfek konusunu kafasında önceden kurmuş olan büyük damat “ arkadaş, geleneğimizde, tüfeğin sahibi ölünce, oğlu yoksa, tüfek en büyük damadın olur “ diyerek bu soruna son noktayı koyar. Damatları bekleyen sürpriz, hastanın son konuşmaları duyduğudur. Konuşmalara çok üzülen hasta, içinden “ Yüce Allahım, beni iyileştir de bu damatlara tüfeği kimin alacağını göstereyim” diyerek dua eder ve kurban adar. Günler geçer, hasta ölmez ve iyileşmeye başlar. Sıhhatini kazanınca da hemen genç bir bayanlar yeniden evlenir. Zaman sonra bir erkek çocuğu olur ve ismini Mustafa koyarlar. Dualarının kabul olduğunu gören Mehmet Efendi, koyun, keçi ve sığır kurban ederek tüm ahaliye, çevre mahalle, köylere dağıtır. Eskiden erkek çocuk olunca, komşular bu evin önüne “ kütük atma “ geleneğine göre sırayla odun atarlar, oğlan babası da, buna karşılık, zamanı gelince büyük bir ziyafet verirdi. Oğlan, 7-8 yaşlarına geldiğinde babası iyice yaşlanmış ve yataklara düşmüştür. Karısını çağırarak, kendisi öldükten sonra, tüfeğin karısı tarafından korumaya alınması, oğlu 15-16 yaşlarına geldiğinde, tüfeği eline vererek ava göndermesi ve ilk avı ile eve döndüğünde, avın kanını alnına sürmesi ve sonra, tüfeği temelli olarak oğluna teslim etmesi hususlarını vasiyetle tembih eder. Kısa bir zaman sonra hasta ölür. Vasiyet üzerine, tüfeği sandıkta saklayan kadın, oğlu 16 yaşına gelince, tüfeği vererek ava gönderir. Genç, Kabalak yaylasında akşama kadar dolaşıp durur. Bir av avlayamadan köye dönerken, tesadüfen Garain üzerinde bir keklik vurur. Avı ile birlikte koşarak evine dönen oğlanın alnına ilk avının kanı dualarla sürülür ve miras tüfek kendisine teslim edilir. Böylece, “ duvardaki tüfeğin kimin olacağı *” sorusu cevap bulmuş olur. Tüfeğe göz diken damatlar da, bu gelişmeleri uzaktan izlemekle yetinirler.. Başka bir hikayede buluşmak üzere…. Yazan : Av. Naci SÖZEN

Bu haber 2656 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

Tarım ve Hayvancılık

Hayvancılık Desteklemeleri başladı.

Hayvancılık Desteklemeleri başladı. 2020 yılı Hayvancılık Destekleme başvuruları başlamıştır.

Siyah üzümü 1,800 TL alım yapacaktır.

Siyah üzümü 1,800 TL alım yapacaktır. Her çeşit siyah üzümü 1,800 TL alım yapacaktır.
Mollalıoğullarından Gazi Molla Hasan’ın Hikayesi22 Aralık 2020

© 1999 - 2020 Sitedeki isimler, içerik ve fotoğraflar izinsiz kullanılmaz. Haber ve yorumlar sahiplerine ait olup, sitemiz herhangi bir sorumluluk kabul etmez.

RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi