Kazancı Beldesi
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM FORUM

EN ÇOK OKUNANLAR

HABER ARA


Gelişmiş Arama
KIRKKUYU  YAYLASININ   SON   GÜLNARLILARI – (1) ( Korkusuz  Nizam  Çavuş’un Hikayesi )

KIRKKUYU YAYLASININ SON GÜLNARLILARI – (1) ( Korkusuz Nizam Çavuş’un Hikayesi )

Tarih 16 Ağustos 2022, 11:12 Editör İbrahim Şahin


Kazancı yaylalarının (Kırkkuyu, Bozdağ, Popas) bir dönem sahipleri olan ve Taşelinde doğudan batıya göçlerle bölgeyi asırlarca adımlayan Gülnarlı koşularımızın torunları ile tanışmak için Ağustos 2008 ayında yola çıktık

 
Kazancı yaylalarının (Kırkkuyu, Bozdağ, Popas)  bir dönem sahipleri olan ve Taşelinde doğudan batıya göçlerle bölgeyi asırlarca adımlayan Gülnarlı  koşularımızın  torunları ile tanışmak için Ağustos 2008 ayında  yola çıktık. Bir kaç ay önce bölgede yaşanmış olan ve bir çok köy ile köylüyü yakıp yok eden talihsiz orman yangınının izlerini ve yıkıcı etkilerini de yerinde görmek istiyorduk. Ermenek’e bağlı olan Görmeli ve Olukpınar köyleri ile tarihi göçlere ve savaşlara mekan olan Erik Deresi’ni aşarak Bardat kasabası arazisine ulaşınca, gün içinde, kimlerle ve nelerle  karşılaşacağımız konusundaki merakımız giderek arttı. Aracımızın virajları dönerek ilerlemekte olduğu dar yolu çevreleyen ve bizim coğrafyamızdaki kepirli kayalıklar, dalları kesilmiş  ardıç ve meşe ağaçları ile bodur çalıların benzeri  bir  arazi ortamında  ilerleyerek Kayrak köyüne ulaştık. Yaşı bin yılın üzerinde olduğu söylenen heybetli bir  çınar  ağacının gölgesine kurulmuş olan köy kahvesinin yazlık bölümünü dolduran kalabalığı selamlayarak bize uzatılan sandalyelere oturduk. Kısa süren selamlaşma ve tanışma faslını takiben, biz, çınar ağacının heybetli gövdesi ve uzun dallarını incelerken, yaşlı bir köylü, çınar ağacının  Türkler öncesi devirlerden miras kaldığını, dallarının  son olarak 1934 yılında budandığını,  söyledi.
 
Bizim sorduğumuz  sıradan soruları cevaplayan orta yaşlı bir köylü, soru sorma sırasının kendilerine geldiğini düşünmüş olacak ki  “ yolculuk nerden nereye, siz nerelisiniz ? “ dedi. Kendisine dönerek “ Kazancılıyız “ cevabını verdim. Bu cevap üzerine, hiç duraksamadan ve biraz da şaka olduğu sezilen bir tavırla “ ya,  bizi döverek  Kırkkuyu yaylasından kovanların torunlarısınız ha” cümlesini söyleyiverdi. Bu söz karşısında tam aradığımız insanların ortasında olduğumuzu düşündüm. Konuştuğumuz kişi, Kırkkuyu, Bozdağ, Bozdağ; Popas, Karakovanlık ve Yüksek Eğrik yörelerini yaylak olarak kullanan ve şimdiki adı Delikkaya olan köyün mensubuydu. Yangında en çok zarar gören ve can kayıplarının yaşandığı köy de orasıydı. Yani, kısa süre önce yaşanmış olan ve yöre insanını yürekten yaralayan orman yangını, Kazancılıların yaylalardan komşuları ve belki de, Kazancıya ilk yerleşen Donrulu Mehmet muhtarın torunlarıydı. Delikkaya köyünün çevresinde  bulunan Tepeköy ve Çavuşlar köyleri de zarar görmüştü.  Etrafımızdaki  tüm köylülere “ geçmiş olsun “ dileklerimizi ve “başsağlığı” taziyelerimizi sunduk. Bizim şansımızdan olacak ki, çevre köylüleri için Kaymakamlık tarafından Kayrak köyünde yapılmış olan bir koordine toplantısının hemen bitiminde oraya gelmiştik ve muhtarlar dahil inceleme yapmak istediğimiz köylüler bu kahvede toplanmışlardı. Bize soruları soran kişi, köyün eski muhtarı Hüsnü KOÇ, sağında oturan ise şimdiki muhtar Mustafa TURGUT’du. Atalarını döven ve Kırkkuyu’dan kovanların Kazancılılar olmadığını, yaşanmış olan o talihsiz olaylara Yörüklerden Mahmutoğlu, Çelikoğlu ve diğer Anamurlu obaların  taraf olduklarını anlattık. Eski muhtar Hüsnü KOÇ, Kırkkuyu yaylasına göçünü sürdüren son obanın, büyük dayısı  Nizam Çavuş obası olduğunu, Bozdan mevkisinde “Nizamın Yurdu” adıyla anılan bir oba  yeri olduğunu, dayısının tuzağa düşürülerek feci şekilde dövüldüğü ve atının üzerine bağlanarak obasına gönderildiğini, bu olaydan sonra Kırkkuyu’ya göçün sona erdiğini  atalarının anlatımlarından öğrendiklerini anlattı.
 
Sohbetimize, etrafımızı çevreleyen herkes katılmıştı. Bizim yaylalarımızda eski  Gülnarlılardan kalma anıların  Kazancılılar tarafından hala yaşatıldığını, bunlara,  Bazaralanı, Nizamın Yurdu, Kanlısay, Yüksek Eğrik ve Hemid Seydi Mezarı  gibi   isimlerinin örnek olduğunu anlattık. Sohbetimiz sırasında, Donru isminin bir köy veya kasaba ismi olmadığını, bir çok köyü kapsayan bir yörenin adı olduğunu öğrendik. Eski muhtar Hüsnü KOÇ, Kırkkuyu yaylası ve çevresinde yaz mevsimi için ellerinde padişahlık tarafından verilmiş Otlakiye Fermanı (Koçanı) olduğunu, bu koçanın son zamanlara kadar kendi ailesinde bulunduğunu, son yıllarda ortadan kaybolduğunu, bir aile üyesinin antike belge düşüncesiyle alıp götürmüş olabileceğini, koçanlarının sınırının Kartal Tepesi ile başladığını, Tozlu Pınarı ve diğer tarihi noktaların adlarının yer aldığını da anlattı.
 
Sohbete katılanlardan öğrendiğimize göre, Yüksek Eğrik tepesinden çobanların ateş yakarak Gülnar köylerine dumanla  erzak haberi yolladıkları,  bazı kişilerin bölgeye ormanı ve yurtlarını beklemek için gittiklerinde, bu yerlere sağ salim vardıklarında  bu tepede yaktıkları ateşle Gülnar’a durumu bildirdiklerini de öğrendik. Ermiş kişi Hemid Seydi  hakkında konuşulurken, Hüsnü KOÇ söze girerek, bu ulu kişinin annesi tarafından sülalesine mensup olduğunu, Molla Salihler olarak anıldıklarını, aynı isimli kişilerin asırlardır süregeldiğini, yaşamakta olan  Hamid (Hemid) Seydi YILDIRIM’ın  kendisinin dayısı oğlu olarak bu ermiş kişinin  adını taşımakta olduğunu da anlattı. Anlatımlarına göre,  Hemid Seydi  (Ermiş kişini)’nin  ölümü üzerine, birkaç yakını cenazeyi obaya kadar taşımaları için görevlendirilir. Cenaze o kadar ağırdır ki, taşıyanlar adeta kuvvetten kesilir. Dinlenmek için cenazeyi bir kenara bırakarak gölgeye otururlar. Yola devam etmek için cenazeyi omuzlarına almak istediklerinde yerden kaldıramazlar. Bilgelerden biri cenazenin olduğu yere defnedilmesini ister ve bu istek uygulanır. Sohbet sırasında dinlediğimiz her şey ve duyumlara dayalı olan bizim bilgilerimiz, tüm ayrıntıları ve tazeliğiyle eski komşularımızın torunlarının hafızasında ve dillerindeydi. Bizim yaylalara göçü sürdüren son Gülnarlılar hikayeleri ile  birlikte biliniyordu. Yörükler ve çevre köylülerle kavgalı olunduğu bir sırada, Gurdlardan Gök Hüseyin adında biri, karşı tepelerdeki Gülnarlı Nizam Çavuş’a seslenerek, kovanlardan yeni bal kestiklerini, kendilerine ikram etmek istediklerini söyleyerek, onları  kendi obasına davet eder. Bu daveti alan Nizam Çavuş, bu davete karşı çıkan yanındaki Hacı Goca’ya, aldıkları davetin reddedilmesinin kendilerine yakışmayacağını, davete icabet edeceklerini söyledikten sonra “biz bu davete uyarız, balı da yeriz, fakat, korkarım bu bal bize zehir olmaz “ diye de ilave etmiş.   
 
Davete uyarak Yörük obasına bal yemeye giden Nizam Çavuş, kıl çadırın önünde yere oturmuş ve önlerine konan balı yeyip ev sahipleriyle sohbet ederken, birden çevrelerinde bir gurup insan belirir. Bunlardan bir kaçı arkadan yaklaşarak ellerindeki deve semeri kolanını (uzun ve geniş urgan) Nizam Çavuş’un boynuna atarlar ve arkaya yıkmak için çekerler. Güçlü kuvvetli biri olan Gülnarlı, elleriyle boynundaki urganı tutarak öne doğru çeker. Arkadakiler bu hamle ile üzerinden yere serilirler. Bu esnada, önceden hazırlıklı olanlar ellerindeki sopalarla üzerine çullanarak kollarını kırarlar ve parmaklarını ezerler. Yaklaşık 10-12 kişi olan bu gurup yerde yatan misafirlerini linç etmek için hep birden vururlarken, zor durumda olan  Nizam Çavuş, son bir hamle yaparak, “ müsaade edin arkadaşlar bir diyeceğim var “ diye seslenir. Herkes bir anda hareketsiz kala kalır. Yerde kanlar içinde yatan bu cesur kişi “ biliyorum beni öldüreceksiniz, vuruşarak ve gözüm görerek ölsem vah demeyecektim, fakat, ölüm kalleşce olunca bana dokunacak “ demiş.  Bu sözler karşısında şaşıran saldırganlar bir an duraklamışlar ve bir birine bakıştıktan sonra geri şekilmişler. Yaralı haliyle oradan ayrılan Gülnarlı Nizam Çavuş obasıyla birlikte Kırkkuyu’dan da ayrılmış ve bir daha bu bölgelere gelmemiş. Şimdi, Delikkaya köyü mezarlığında yatmaktaymış.. Bu olayların üzerinden  çok uzun zaman  geçtikten sonra, son Gülnarlıları  döven Yörüklerin  çocukları bir iş için Delikkaya köyüne geldiklerinde, tesadüfen babalarının yaylalardan döverek kovduğu hasımlarının evine misafir olmuşlar.  Bu olayın ayrıntılarını da başka bir yazıda ele alalım.
 
Kırkkuyu yaylasını son terk eden Gülnarlıların Nizam Çavuş, Altın Tüfekli  (kendirli) Halil Ağa, Gülnarlı Mehmet ve Goca Hacı olduğu, bunların torunlarından Şaban Hoca’nın (KILIÇ) Antalya’ya yerleştiğini de öğreniyoruz. Köylülerden biri,  sıla hasreti içinde olan insanların tavrı içinde “ gönlümden, uygun bir zaman bulup o yaylaları şöyle bir dolaşmak geçer“ diyerek iç geçirdi. Köy çıkışında, en yüksek noktadan bakıldığında, Yüksek Eğrik Tepesi ve Bozdağ’ın görüleceği söylendi. Bu konu aralarında tartışmaya neden oldu. Bazıları, o tepelerin görünmesi için biraz yükseğe çıkılması gerektiğini iddia ettiler. Bir diğeri, dağ ve tepeler arasında bir boşluk olduğu ve bulutsuz havada teperin görüldüğü görüşünü destekledi. Bizler, dönüş yolunda bu durumu incelemek istedik, fakat, dağlar bulut içinde olduğundan netice alamadık.  Gülnarlı eski komşularımızın torunları, sanki Kırkkuyu yaylasında yaylamış ve oraları özlemiş kişilermiş gibi konuşuyorlardı. Sohbetin sonlarına doğru, yöre insanının her yönüyle çaresiz olduğundan söz edilerek, yurt savunmasında nice şehitler verildiği, kahramanlar yetiştirildiği, yıllar önce ölen Gazi Ahmet Çavuş’un, Çanakkale Savaşı birliklerinden meşhur 57. Alay personeli olduğu ve sağ kurtulan  4 kişiden biri olduğu, 1970 yılında ölen Gazi Ali Kale’nin 4 cephede savaştığı, Gazi Mustafa Çavuş’un Dumlupınar Taarruzunda ilk hücum borusunu çalan kişi olduğu, İzmir’in kurtarılmasından sonra, sokaklarda devriye gezerken bir evin balkonundan üzerine kaynar yağ döküldüğü ve gözünün kör olduğu bilgilerini öğrendik. Gelinen son noktada, bir kaç yıl önce yörede yapılan kadastro çalışmalarında, bu gazilerin torunlarının evi ve arazileri dahil köylülerin mallarının orman arazisine çıkarıldığı, mahkemede davayı kaybettikleri, yargılama masraflarının üzerlerinde kaldığı ve bir çok ailenin, halen Güneydoğu’da terör mücadelesi yapan çocuklarına yol parası gönderemez durumda olduklarını da anlattılar. Konuştuğumuz insanlardan gördüğümüz ilgi, samimi ve saygı dolu davranışlar, edindiğimiz ayrıntılı ve doğru bilgiler, bu yolda harcadığımız zaman ve emeğe değmişti. Belki de, gelecek bir tarihte, geçmişte paylaşılamayan, şimdilerde ise, terk edilmiş durumda olan bu yaylaları,  eski komşularımızla birlikte gezeriz. Bu tarihi ve hasretlerle dolu sohbeti bitirerek vedalaştık, bu sohbetlere katılan ve araştırmalarda bir çok fedakarlığa katlanan sevgili arkadaşım Öğretmen Muhittin TUNCEL (Hacı Hoca) ile birlikte Kırkkuyu komşularımızın, Kazancılı komşularına gönderdikleri sonsuz  selamları ve iyi dilekleri üzerimize emanet olarak aldık ve  oralardan  içimiz buruk olarak ayrıldık…
 
Gelecek sayıda, “ Son Gülnarlılardan Altın Tüfekli Halil Ağanın Öyküsü “
Derleyen  (Yazan) : Kazancılı Naci SÖZEN,  Ağustos 2008 /

Bu haber 74 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

Memleket Haberleri

Bu Mezar Kime Ait

Bu Mezar Kime Ait Kazancı Kasabamızın merkez Mezarlığında bulunan bu mezar taşındaki Osmanlıca yazı zor okunuyor "Merhum mevt" yazıy...

Mümüne Demircan vefat etti

Mümüne Demircan vefat etti Kasabamız Merkez Mahallesinden Mümüne Demircan (Polis Alinin eşi) 04.09.2022 günü Konya tedavi gördüğü hastanede ve...

ANKET

Alanya İl olursa Kazancı bağlansın mı




Tüm Anketler

.TAŞELİ (ERMENEK ) YÖRESİNE UÇAK DÜŞTÜ – (2)27 Eylül 2022

© 1999 - 2022 Kazancı Haber Sitesindeki yazı, içerik ve fotoğraflar izinsiz asla kullanılmaz. Haber ve yorumlar sahiplerine ait olup, sitemiz herhangi bir sorumluluk kabul etmez.

RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi